Keşfet

Türk Destanı Dede Korkut Hikayeleri Unesco’da

Dede Korkut deyince hepimizin aklına hikayeler gelir. Peki kimdir bu Dede Korkut, hikayeleri ne anlatır, neden bu kadar önemlidir, Türk kültüründeki yeri nedir? Gelin birlikte bakalım.

Geçtiğimiz günlerde içerisinde Oğuznameler (Oğuzname, Türklerin sözlü tarihidir.) barındıran yarı tarihsel yarı efsanevi Türk Destanı Dede Korkut, Afrika kıtasına bağlı bir ada ülke konumunda olan Mauritius Cumhuriyeti’nin başkenti Port Louis’de gerçekleştirilen UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi’ne oy birliğiyle kabul edildi.

Sadece Türkiye değil Türk dünyasının ortak bir mirası konumunda bu eser.

Kimdir ya da Nedir Bu Dede Korkut?

Dede Korkut (Korkut Ata), Oğuz Türklerinin geleneklerini ve törelerini çok iyi bilen, bunları savunan ve koruyan yarı efsanevi yarı tarihsel bir bilgedir. Aynı zamanda hikayelerin anlatıcısı olan ozandır. Çoğunlukla hikayelerinde akıl hocası rolünü üstlenir. Orta Asya’da Türkler, kopuz ve topşur olarak bildiğimiz çalgıları çalarak destanlar okurlar. Bu günümüzde bile hala süren bir gelenektir. Bu sebeple hikayeler destanla, türkülü halk hikâyesi arasında bir yer tutar.

Dede Korkut’un hayatı ile ilgili tarihi kaynaklardaki bilgiler farklılık gösteriyor. Kimi kaynaklarda Oğuzlar’ın Kayı boyundan, kimi kaynaklarda ise Bayat boyundan olduğu söylenir.

Orhan Şaik Gökyay’ın Dresden nüshasını esas alıp Vatikan nüshasındaki fazlalıkları da ekleyerek derlediği Dedem Korkut kitabında şöyle der; “Hazret-i Resul aleyhi’s-selâm zamanına yakın Bayat boyundan Korkut Ata derler.” Yani Dede Korkut’un Bayat boyundan olduğunu söyler.

Dede Korkut’tan (Korkut Ata) bahsedilen en eski tarihi kaynak İlhanlı veziri Reşidüddin’in Câmiü’t tevârih’idir. 1305 yılında Tabip Reşidüddin tarafından yazılan bu ünlü kitapta Dede Korkut’un Bayat boyundan Kara Hoca’nın oğlu olduğu yazılıdır.

Kendisinden önce yazıldığı bilinen Saltuknâme’de ise Dede Korkut Osmanlılar’la aynı soydan gösterilir. (Saltuknâme, 13. yüzyıl alp-erenlerinden olan ve Rumeli’nin Türkleşmesinde büyük rolü bulunan Sarı Saltuk’un efsanevi hayatını anlatan Anadolu Türk destanlarından biridir.) Şamanizm kökenli bir öyküye göre ise Kırgız şamanlarına kopuz çalmayı ve türkü söylemeyi öğretmiş olan bir şamandır. Bir rivayete göre 295 yıl yaşamıştır. Halk arasındaki başka bir rivayete göre ise aydın, berrak gözlü dev kızından dünyaya gelmiştir.

Gerçekte böyle bir karakterin yaşayıp yaşamadığı henüz belli değil. Yarı efsanevi yarı tarihsel demem bu yüzden. Çünkü tarihsel bir karakter mi yoksa efsanevi mitolojik bir karakter mi bilinmiyor. Tarihsel bir takım gerçeklikler var ancak eski destanlarda yüceltilip kutsallaştırıldığı için efsanevi yönü daha ağır basıyor.

Dede Korkut Hikayeleri Ne Anlatır?

Dresden yazmasının adı “Kitāb-ı Dedem Ḳorḳud Alā Lisān-ı Tāife-i Oġuzân”, yani “Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı”, Vatikan yazmasının adı ise, “Hikâyet-i Oğuznâme, Kazan Beğ ve Gayrı” yani “Oğuzname Hikâyesi, Kazan Bey ve Diğerleri”, olarak bilinen destansı hikayelerdir.

Dede Korkut, bir önsüz ve on iki destansı hikayeden oluşuyor. İçerdiği bu destansı hikayeler sözlü gelenekten yani halk söylencelerinden geliyor. Yıllar boyunca dilden dile, kulaktan kulağa, anlatıcıdan anlatıcıya aktarılan ve tarihsel sürece göre değişen kültürel öğeler aslında bu hikayeler.

Oğuz Türklerinin beslenme şekillerinden, içinde yaşadıkları coğrafyaya, yaşam biçimlerinden, inançlarına, ekonomisinden, örf ve adetlerine, kahramanlık destanlarından, nasihatlere kadar pek çok konuda bilgi sağlayan bir kaynak. Aynı zamanda müslüman Türklerin eski dini inançlarından ve şamanizmden belirgin izler taşıyan Anadolu’da kayda geçirilmiş son eser.

Çoğunlukla kahramanlık destanlarından oluşan hikayeler anlatır.

Dresden nüshasına göre 12 hikaye, Vatikan nüshasına göre ise 6 hikaye vardır.

Dresden nüshanına göre sırasıyla;

  • Dirse Han Oğlu Boğaç Han
  • Salur Kazan’ın Evi Yağmalanması
  • Kam Büre Bey Oğlu Bamsı Beyrek
  • Kazan Bey Oğlu Uruz’un Tutsak Olması
  • Duha Koca Oğlu Deli Dumrul
  • Kanlı Koca Oğlu Kanturalı
  • Kazılık Koca Oğlu Yegenek
  • Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi
  • Begin Oğlu Emren
  • Uşun Koca Oğlu Segrek
  • Salur Kazanın Tutsak Olup Oğlu Uruz’un Çıkarması
  • İç Oğuz’a Taş Oğuz Asi Olup Beyrek Öldüğü

Vatikan nüshasına göre ise sırasıyla;

  • Hikayet-i Han Oğlu Boğaç Han
  • Hikayet-i Bamsı Beyrek
  • Hikayet-i Salur Kazan’ın Evi Yağmalanduğudur
  • Hikayet-i Kazan Begün Oğlu Uruz Han Tutsak Olduğudur
  • Hikayet-i Kazılık Koca Oğlu Yegenek Bey
  • Hikayet-i Taş Oğuz İç Oğuz’a Asi Olup Beyrek Vefatı

şeklindedir.

Türk Kültüründeki Yeri

Eserin derlendiği, yazıya geçirildiği dönemler 15. yüzyılın ikinci yarısı yani 1400’lü yıllar. O yıllarda Anadolu’da Türklerin bir çoğu islama geçmiş. Osmanlı devleti islamı ideoloji olarak benimseyip merkezi bir devlet yapısı kurmuş. Din toplumda çok daha önemli bir rol oynamış. Haliyle hikayeler Anadolu’daki müslüman Oğuz Türklerinin hayatını anlatsa da, islamiyet öncesi şamanizm kültüründen de izler taşır.

Fuat Köprülü ise; “Bu eserde hârici bir cilâ mâhiyetinde olan îslâm kültürü tabakası, onun hakikî ideolojisini ve paganizm kalıntılarını lâyıkiyle örtememektedir.” diyor. Hikayeler yazıya geçirilirken islama en uygun görünen haliyle düzenlenmiş ancak şaman kültüründen kalan kalıntılarda yok edilmemiş. Birçok araştırmacının vardıkları ortak kanı da bu yönde.

On iki hikayenin büyük bölümü 10. ve 11. yüzyıllar arasında Seyhun nehri (Orta Asya’da bir nehir) civarında ortaya çıkmış. Daha sonraları Oğuz Boylarının Anadolu’yu ele geçirmeleri ile Yakındoğuya gelmiştir. Alpamış Destanı (Türk ve Altay mitolojilerinde söylencesel kahraman.) yani Bamsı Beyrek hikayesi ise 5. ve 6. yüzyıllara kadar tarihlenebiliyor.

Hikayelerin çoğu Dicle nehri ve Aras nehrinin yakınlarında geçiyor. Ancak “Kanlı Koca Oğlu Kanturalı” hikayesinde Trabzon ve çevresi tasvir ediliyor.

Hikayelerin hepsi bir toyla (eğlence ile) başlar. Bu eski Türk geleneğinin bir göstergesidir. Kahramanların çoğu gençtir ve Dede Korkut’a göre bu gençlerin savaşçı ve korkusuz olmalarının yanı sıra kendilerini ispat etmeleri de gerekir. Ancak o zaman bir isim almaya hak kazanabilirler. Örneğin Boğaç Han, ismini bir boğayı öldürünce almıştır ve Dede Korkut onu şan, şeref, mal ve rütbe ile ödüllendirmiştir.

Genel olarak yalın ve yapmacıksız bir üslup ile yazılmış olan bu eserlerin dili Azeri lehçesi özellikleri taşısa da, bugünkü Azeri lehçesiyle karşılaştırıldığında bütün dil özelliklerinin bu lehçeyle uyuşmadığı görülüyor.

Sonuç olarak bu hikayeler Türk kültüründe önemli bir yere sahip. Bu kültürü oluşturan ve nesilden nesile aktarılan destan, masal ve müzik içerisindeki değerler geçmiş ve bugün arasındaki kültürel bağın güçlenmesinde önemli rol oynuyor.

Kaynak
Wikipedia
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Orhan Şaik Gökyay, “Dedem Korkud’un Kitabı” Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Kültür Yayınları, 1973

Görsel
Google Görseller

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir